1968’de İ.D.G.S.A.,Y.Resim Bölümü’ne birincilikle girdi.1973’te Zeki Faik İzer ve Özdemir Altan Atölyesi’nden mezun oldu.1984-1992 yılları arasında Ada Reklam Ajansı’nda çalıştı.Birçok karma sergiye katıldı.Yurtiçinde ve yurtdışında yapıtları bulunmaktadır.İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim görevlisidir.Asmalımescit’teki atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Kişisel Sergileri
1981 İstanbul Urart Sanat Galerisi
1983 Altın Palet Teşvik Ödülü
1984 Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi
1992 Garanti Bankası Yonca Sanat Galerisi
1992 8.Gençlik Günleri Sergisi
1993 Paris Centre Culturel Anatolia (Osmanlı Kapıları) Sergisi
1993 Ayşe Takı Galerisi
1994 İstanbul Tobav Galerisi
1995 Tayyare Kültür Merkezi Uluslararası Bursa Festivali Sergisi
1996 İstanbul Bis Galerisi
1997 İstanbul Asmalıımescit Sanat Galerisi
1997 İstanbul Kültür Üniversitesi
1998 Bursa Baykuş Sanat Galerisi
1999 Ruhi Su Kültür Merkezi
1999 Kuşadası Kuydaş Sanat Galerisi
2000 İstanbul Karsu Sanat Galerisi
2001 Edremit Tahtakuşlar Sanat Galerisi
2002 Garanti Sanat Galerisi
NESNELER SEVİNCE DÖNÜŞEBİLMELİ*
Resimlerimde,yakın çevremde gördüğüm,içiçe yaşadığım nesneleri sanat anlayışım doğrultusunda yeniden varetmeye çalışıyorum.Gördüğüm gibi değil görmek istediğim gibi çizmenin ve boyamamın nedeni bu herhalde.Örneğin,aşınmış bir kapı ise gördüğüm nesne,onu yaşamak,kendi resim dilime dönüştürerek sunmak istiyorum.Bu kapılar,eski zamanlardan bizlere ulaşmış yaşanmışlıklar taşıyor.Beni çeken de bu işte…
Aşınmış,duyarlı lekeler taşıyan çömlekleri,kapılardaki yaşanmışlık duygusunu yansıtırken,renkler,boşluklar,kazılmalar ve diğer teknik seçimleri,bu duyguya hizmet etmek üzere kullanmaya çalışıyorum.Yani,yaşanmışlığın üst üste yığılan birikimleri gibi…Nesneler gerçek yaşamdaki katı,sessiz durumlarından kurtulup,resimlerime girdiklerinde,sevince dönüşebilmelidir.İzleyenlere yaşama sevinci aktarabilmeliler.
Bu sevinç,bu duygu,Ege’nin fışkıran coşkulu çiçeklerinde kendiliğinden var…Doğanın sıcaklığını,yaşama sevincini duyuran çılgın kaktüsler,sardunya ve begonviller…Bütün bunların resmini yapmaya çalışıyorum.
Dışavurumcu diye niteleyebileceğimiz bir coşkuyla canlı renkler ve enerjik fırça darbeleriyle…
Tazelik ve dirimselliği ortaya çıkarmak,doğada yatan sevinci duyurmak istiyorum.
Bütün bu çiçekler,saksılar,ağaçlar,masalar,kapılar,dolaplar,çömlekler,eşyanın kendi tadını taşıyor aynı zamanda.Böylece, nesneler resimlerde özgürce yaşayıp, özgürce soluk alabiliyorlar.Kendi sessizliklerinden kurtulup,bizlere seslenen yeni bir duyarlılığı oluştursunlar istiyorum.Kendi şiirlerine,kendi lirizmlerine yeniden kavuşarak,yeni estetik değerler kazanarak.Böylece nesneler alıştığımız gündelik gerçeklik içindeki görünümlerinden sıyrılarak,desen,renk,ışık ve doku gibi faktörlerin müdahalesiyle yeni bir gerçekliğe ulaşmış oluyorlar.İşte bu noktada,neyi amaçladığımı söyleyebilirim;nesneler ile onların içinde bulundukları mekan arasındaki uyumun kurularak,bu kaynaşmadan bir dinamizmin ortaya çıkması.
Yaşam sevincine karşılık verecek bir dinamizm olmalı bu.Tıpkı müzikteki gibi,ayrıntılardaki coşku,bir çokseslilik duygusu yaratabilmeli.Ana kitle içindeki ayrıntılar bir bütüne dönüşüp,bu duyguyu uyandıracak ritmi oluşturabilmeli.Bunu yaparken de, özgürce kurulan bir uyum ve ritm yakalamaya çalışıyorum.Sanki,kimi nesneler başıboş,boşlukta dalgalanırken,kimi nesneler disiplin içinde istiflenmiş gibi…
Yaşanmış ile yaşanan arasındaki duygu alışverişi,bu uyumlu ritm ile sağlanabilmeli.Bu da resmimde karışık teknik kullanmaya yöneltiyor beni;kağıt üzerine karışık teknik.Kağıt bu tekniğin uygulanmasına elverişli bir malzeme çünkü.
Kullandığım bu teknik,nesneleri,ölü ve canlı doğayı yeniden varetmeyi,gizli yaşam sevincini ortaya çıkarmayı amaçlayan yaklaşımımla uygun düşüyor.
Aziz ÇALIŞLAR
*(Sanat Çevresi Dergisi 1992)
Resimlerine egemen olan uçarı maviyi ve gizli özlemi denizden almış sayılır.
Zeki Faik İzer ve Özdemir Altan Atölyesinden mezun(1973) olduktan sonra,kendisini biçimlerin/çizgilerin/renklerin dünyası içinde buldu.Açık’la kapalı’nın somut’la soyut’un,alçak’la donuk renklerin karmaşık,gizemli dünyasında.
Günlük yaşamın yansıttığı incelikleri,duyarlığı ve tadı aktarmaya başladı,her yeni resmine.böylece bir sergiden öbürüne,sıcak iklimleri doğasını-çiçekleriyle,meyveleriyle,deniziyle-taşıdı.
Bu arada onun fırçasının sihirli bir flüt gibi evcil eşyayı,arkası sıra koşturarak birer ikişer tablolarına soktuğu söylenebilir.Bazen bir dolap,bir çekmece bir vazo,suskun bir şarap şişesi,bir çalar saat,bazen de çiçeğe boğulmuş pencereler, -önünde beyaz bir kediden başka kimsenin beklemediği- kapılar.
İnsanın yer almadığı bu resimlerde,insandan kalan her şey var.Nesneler canlanıyor ve bir arada,büyülü bir dans gerçekleştiriyorlar.Her evcil eşya, uysal sessizliğinden çıkıp,yaşama sevincinin ortak müziğine bırakıyor kendilerini.
Ayrıca,Kut’un ‘’Ölü doğalar’’ı da yaşamın hareketiyle birleşip kucaklaşıyor,kendilerine özgü yeni bir yaşam kazanıyorlar.Onlar arasında ,Ege’nin buğulu mor üzümüne,Sakarya bahçelerinin yalın sarı ayvasına,çekici yeşil elmalara,sardunyalara,kokusu tablolardan dışarı taşmış fesleğenlere rastlanır sık sık.
Ayrı ayrı,yahut hepsi bir arada.Bir büyük aile olarak.
Maviler,ateş kırmızları,yumuşak yeşiller ve uslu morların çılgın birlikteliği,acaba hangi kaynaktan üretiyor bu coşkuyu?Durağanlığa böylesi hareket kazandıran gizil güç ne?
Soruların cevapları resimlerde ve Gülden Kut’ta.Gerçeğin,düşün ve –kimbilir?- belki özlemin ortak ürününde!
Uğur KÖKTEN
Gülden Kut’un dünyasını nesnelerin,daha çok da hergün gördüğümüz sıradan nesnelerin aldığını görüyoruz.
Bir şişe,bir tel dolap,sandalye,işportacı tezgahı,bir balıkçı tablası sanatçının ilgi alanını oluşturuyor.
Öte yandan,sanatçı nesnelerin bu sessiz dünyasını bize büyük bir duyarlılık ve ustalıkla yansıtıyor.Bu yüzden de kendimizi kolayca onun dünyasında bulmakta gecikmiyoruz
İlhan BERK
GÜLDEN KUT’UN RESİMLERİ,NATÜRMORTLAR VE
ANTİK YORUMLAMA*
Gülden Kut,tuval üzerine çalıştığı yağlıboya tablolarını,KARSU Sanat Galerisi’nde sergiliyor.Asmalımescit sanatçılarından,Sofyalı Sokak’ta kendine küçük ama şirin bir atölye edinmiş,çalışmalarını orada sürdürüyor.Yüksek resim öğrenimini,İ.D.G.S.A.’nde Zeki Faik İzer ve Özdemir Atlan atölyelerinde yapmış,1973 yılında mezun olmuş.O günden bugüne çeşitli sergiler açan sanatçının bir de 1983 yılında aldığı Altın Palet teşvik ödülü var.
Serginin ana teması ‘’Natürmortlar’’ ancak bunlar alıştığımız,bildiğimiz natürmortlardan,hem üslup hem de yorum bakımından oldukça farklı bir anlayışla çalışılmış.
Diyalektik bir dünya görüşünün izlerini yansıtan resimlerinde nesneleri,güncel ve geçmişteki boyutlarıyla ele alan sançtı,bir yandan onların zaman,çevre ve mekanla ilişkilerini,varoluş nedenlerini sorgularken,diğer yandan kendi duygularıyla da hesaplaşmaktadır.İnsanın evrensel değer ölçülerine göndermeler yapan sanatçının resimleri,geçmişte ve günümüzde yaşanan ortak bir serüvene tanıklık etmektedir.Yapıtlarında her ne kadar insan figürüne rastlanmasa da geri planda belli belirsiz onun varlığını hissettirmekle,insanla nesne arsında kurulan duygusal bağın,birlikte yaşanmışlığın zenginleştirdiği insani değerleri,kendi penceresinden göstermeğe çalışmaktadır.
Tarih boyunca sanatçılara esin kaynağı olan antikçağlara ait mimari ve estetik öğeleri,kendi potasında harmanlayan ve onları unutulmuş dünyalarından kurtarıp renklendirerek yeniden canlandıran Gülden Kut,hareketli ve neşeli ifade biçimiyle,taşlara yeniden hayat vermekte,yaşayan,soluk alan özgür bir varlığa dönüştürmektedir.
Soyut,dışavurumcu bir anlatım tarzını benimseyen sanatçının kompozisyonları sonsuz bir doğa sevgisi ve yaşama sevinciyle örtülü,heyecan doludur.çarpıcı renk kontrastları ve özgür fırça hareketleriyle çalıştığı yorumlamalarında,güçlü bir lirizm duygusu hakimdir.
Genellikle günlük yaşantımızda karşılaştığımız,sıradan nesneler girer resimlerine.Saksıda çiçekler,kapı,sandalye,masa,şarap şişesi,kadeh,meyve tabakları ve özellikle hemen her tabloda karşımıza çıkan üzümler ya da zamana karşı direnen,antik bir taş parçası,bir obje.Anadolu uygarlıkları onun resimlerine zengin kaynak oluşturmuştur.Geçmişle günümüz arasında varlığını sürdüren ortak değerleri,çağdaş sanatçı duyarlılığıyla ele almış,kendine özgü bir biçim dili yaratarak evrensel bir anlama oturtmak istemiştir.
Gülden için mor renkli ‘Üzümler’in hem simgesel,hem de biçimsel önemi vardır.Tarih boyunca Ege’nin Akdeniz’in sıcak renklerini coşkulu doğasını yansıtan üzümü,estetik bir anlayışla ele almıştır.onun resimlerine dinamik bir yapı kazandıran yuvarlak formlar,tuvalin yüzeyinde,hızlı fırça hareketleriyle devinip çoğalmakta,çoğalıp birbirini bütünlemektedir.İmgesel kurgular içinde birbirini karşılayan ve bazen sonsuza dek sürecekmiş gibi,tablonun sınırlarını zorlayan aceleci tuşelerle nesneyi,geleneksel bağlarından koparmakta ve ona farklı bir estetik bir anlam yüklemektedir.Taşların ve dolayısıyla yaşamın gizlerini çözmeye çalışan,göndermeler yapan sanatçı,yapıtlarında kendi iç dünyasının tinsel gerilimlerini de deşifre etmektedir.
Özay ERKILIÇ
*(Mimarlık Dekorasyon Dergisi)