1936 yılında Bartın’ın Arpacık Köyü’nde doğan Mehmet Arpacık, ilkokuldan sonra okuma imkânı bulamadı ve 15 yaşında İstanbul’a geldi. Büyük kentin olanaklarından çok kısıtlı biçimde yararlanabilen Arpacık, bir süre çeşitli işlerde çalıştıktan sonra, geçimini uzun yıllar ayakkabıcılık yaparak sağladı. 30’lu yaşlarına dek resim görmemiş olan sanatçı, Ali Demir’in düzenlediği bir sokak sergisinde gördüğü resimlerden etkilendi ve resmi emekliliğine kadar bir yan uğraş olarak benimsedi. Genel ve akademik bir sanat eğitiminden geçmemiş olan Arpacık, resmi sevdiği ressamlar olan İbrahim Balaban ve Ali Demir’in resimlerini seyrederek sezgisel olarak öğrendi.Emekli olduktan sonra “resim”, hayatında bir uğraş olmaktan çıktı ve tüm zamanını alan bir çalışma niteliği kazandı. Pek çok sergi düzenleyen, çeşitli karma sergilere katılan Arpacık’ın, özel koleksiyonlarda resimlerinin bulunmasının yanı sıra, Türkiye genelinde, sıradan insanların evlerinin duvarlarında da çok sayıda resmi bulunması nedeniyle resmi, “koleksiyoncu”nun gündemiyle sınırlı olmaktan çıkarıp günlük yaşamın içinde dolaşıma sokabilmek gibi bir öncülüğü de olmuştur.
Fırça, renk, kompozisyon aracılığıyla kendi tavrını belirgin biçimde ortaya koyan sanatçı, yakaladığı özgünlükle Türkiye naiflerinin önde gelenlerinden biri olmuştur.