Müjde Ar için pornocu hafif kalır

28 Ekim 2009 Yazan admin  
Kategori Çeşitli Haberler

Müjde Ar için pornocu hafif kalır

19 yaşından beri kadın eli sıkmayan, kravat takmayan Abdurrahman Dilipak’tan tartışma yaratacak açıklamalar…

İslami kesimin en aykırı ve sert kalemlerinden biri olan gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak, Balçiçek Pamir’le Söz Sende programının konuğu oldu.
Programda birbirinden çarpıcı açıklamalar yapan Dilipak siyasi mücadelesine henüz 7 yaşındayken içinde duyduğu öfkeyle başladığını, 19 yaşından beri kadın eli sıkmadığını, kravat takmadığını, gençken en büyük hayalinin adından söz ettirecek kadar ünlü olup herkese ‘Ben laik değilim’ demek olduğunu söyledi.
Dilipak şeriatla ilgili görüşlerini de şu sözlerle anlattı: “Şeriat gelsin tabii ki. Benim ‘Yaşasın Şeriat’ adlı bir kitabım var. Şeriat meşruiyet ve hukuk demektir, kanun değil.” Balçiçek Pamir’in “Peki şeriat gelirse ne olacak?” sorusuna da Dilipak şöyle cevap verdi: “O, İran’daki Kemalistlerle Türkiye’deki Kemalistlerin derdi.”
Balçiçek Pamir’in programda Dilipak’ın Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili görüşlerini sormasıyla birlikte şöyle bir diyalog gerçekleşti:

- Ne düşünüyorsunuz Atatürk için?
- Ben Kemalist değilim.
- Ben hislerinizi merak ediyorum.
- Mustafa Kemal de bir insandır doğru yaptığı şeyler de vardır yanlış yaptığı şeyler de vardır.
- His sorarken sevgi, saygı o bağlamda bir şey var mı?
- Ben insanlara insanlığından dolayı saygı duyarım ama en çok ötekilerin haklarını savunma konusunda çaba gösterenlerden biri.
- O yüzden özellikle soruyorum ben.
- Ben celladımın bile hakkını savunanlardan biriyim, beni öldürmek için kovalayan adamın hakkında şahitlik etmem gerekirse doğru şahitlik ederim.
- O yüzden Atatürk’ü sevmiyorum diye bir kelime çıkmaz yani ağzınızdan.
- Ben sevmeyebilirim.

MÜZDE AR İÇİN PORNOCU LAFI HAFİF KALIR
Son zamanlarda gündeme geldiği pek çok konuyla ilgili soruları yanıtlayan Dilipak, Müjde Ar’ın kendisine bir yazısında “pornocu” dediği gerekçesiyle açtığı davayı ancak darbe olursa kazanabileceğini söyledi ve ekledi: “Ben hemen tekzip geldikten sonra yayınlamadım ve yayınlamayacağımı da söyledim. Ben her yapılanı alkışlamam gerek diye bir şey yok kaldıki çok daha sert eleştiriler yapıldı o programla ilgili RTÜK’e suç duyurusunda bulunuldu, o program hakkında kapatma cezaları birikti, internete girdiğiğinizde benim yazım çok hafif kalır. Ne oldu tekzip için? Başvurdular reddedildi, tekrar ağır ceza reddetti, tekrar suç duyurusunda bulundular, dava açıldı bir de tazminat davası açtılar, davayı ben 40 yıllık sanık olarak kazandım. Darbe olmazsa mümkün değil.”

TÜRKAN SAYLAN İÇİN NE DEDİ?
Türkan Saylan’ın ardından yazdığı bir yazıda kullandığı ifadelerle ilgili konuşma sırasında Pamir’in “Peki iyi bilirler mi diye sorarlarsa rahmetli Türkan Saylan’ı?” sorusunu Dilipak şöyle yanıtladı: “Yok hayır ben iyi bilmiyorum. Tanımıyorum ama bildiğim kadarı ile güvenmiyorum.”

porno

28 Ekim 2009 Yazan admin  
Kategori Çeşitli Haberler

Porno kanal ile doğal hayat kanalı yan yana. Önce doğal hayat kanalının düğmesine dokunuyor. Orada ne olduğuna bir göz attıktan sonra porno kanala geçecek. Ama gördüğü manzara oraya çakılmasına neden oluyor.
Soğuk bir ülkede, mavi bir gökyüzünün altında, hızla akan dar bir derenin içinde dev cüsseli beyaz ayılar. Zevkten gözleri kısılmış, olağanüstü bir yoğunlaşmayla alabalık avlıyorlar.
Ekranda görünmeyen bir spiker fısıltıyla ne olup bittiğini anlatıyor. Kamera bir ayıya yaklaşıyor. Ayı yarı beline kadar hızla akan derenin içinde. Başını suya daldırıyor ve çıkarıyor. Ağzında çırpınan, semiz bir balık var. Balığın çırpınışı ayıyı öfkelendiriyor. Başını hızla yukarı ve aşağı sallıyor ve balığın belini kırıyor.

Oksijensizlik…
Balığın çırpınışı ile hareketsiz kalışı arasında, neredeyse ölçülemeyecek kadar kısa bir zaman dilimi var.
Diri olmak ile ölü olmak arasındaki zaman bu. Balığın soğuk ırmakta su yutarak yüzerken birdenbire kapan gibi kapanan dişler arasında, suyun dışındaki havasız dünyanın boşluğuna savrulması ile belinin kırılmasını içeren bir zaman. Oksijensizlikten çırpınmaya fırsat kalmadan sinir sisteminin kopuşuyla gelen ölüm.
Ayı, acele etmeden, kameranın bulunduğu yöne yürüyerek balığı dere kenarına bırakıyor ve ustalıkla, sadece kılçığı kalacak biçimde yiyor.
Kamera, karnını doyuran ayıların bir grup yaşlı kadın ve erkek tarafından izlendiğini gösteriyor. Irmağa inen yamaçta, ayılardan fazla uzak olmayan bir yerde dürbünlü ve fotoğraf makineli Japonlar var. Yüzleri üzüm tanesi gibi dolgun ve pürüzsüz. Günlük işin sabah git akşam gel rutininden ve parayı idareli harcamanın kıskacından geçici olarak salıverilmiş, orta yaşlı insanlar. Hayatları önlerindeki ırmak gibi akıp gitmiş.
Ekrandaki ses, fısıltıyla, buranın Kanada’da doğaya ayrılmış bir bölge olduğunu anlatıyor. Ayıların her yıl bu mevsimde bu ırmağa gelip balık avladıklarını. “Hayvanlar rahatsız edilmemeli, aksi takdirde saldırgan olabilirler” diyor.
Ayılar kendilerini balık yemenin zevkine o kadar bırakmışlar ki, çevrelerinin farkında değiller. Hızla akan suyun sesi başka sesleri duymalarını önlüyor. Çevrede onlara zarar verecek düşmanlarının bulunmadığına eminler.
Açıkça duydukları haz ve çevrelerinden bihaber olmaları, ayıların ziyafetine, başkaları tarafından paylaşılmaması, seyredilmemesi gereken özel bir tören özelliği veriyor.

Komşu kanallar
Sevişme kadar mahremmiş gibi geliyor ona, ayıların yaptığı.
Irmak, balıklar, ayılar ve yaz mevsimi, bu mekânda, bu özel alışverişi, varlığı insanlar tarafından fark edilmeden, kaç bin yıl yaşadılar acaba?
Bu olayın seyredilmemesi, sadece balıklara ve ayılara ait olması gerek, diye düşünüyor.
Her yıl aynı günlerde tekrarlanan bu şölenin şahitleri, gözlemcileri olmamalı. Balıkların trajedisi balıklara, ayıların hazzı ayılara kalmalı.
Birdenbire anlıyor ki, ayıların filme alınmaları ve seyredilmeleri komşu porno kanalındaki görüntülerden daha pornografik.
Ama doymaz merakları ve gittikçe daha sofistike olan ses ve görüntü alma aygıtlarıyla insanlar yeryüzünde özel ve gizli hiçbir şey bırakmamaya kararlı. Her şey görüntülenecek ve dünyanın etrafında sinirli daireler çizen uydular tarafından milyarlarca televizyon ekranına aktarılacak.
Rahatsız, düğmeye dokunup başka bir kanala geçiyor.

Metin Münir

domuz gribi,domuz gribi nedir

19 Ekim 2009 Yazan admin  
Kategori Çeşitli Haberler

Domuz gribi, Orthomyxoviridae ailesinden, herhangi bir virüs tarafından oluşan ve domuzlara özgü bir grip virüsü. Hastalık tıp alanında İngilizce swine influenza virus kelimelerinin baş harflerinin bir araya getirilmesiyle kısaca SIV olarak adlandırılır. Bilinen tüm SIV tipleri ya Influenzavirus A (çoğunlukla) ya da Influenzavirus C (ender) tipindedir. Aşısı bulunmaktadır. 2009 salgınına neden olan virüs, influenza A virüsünün alt türlerinden biri olan H1N1′dir.

Kümes hayvanları ve domuzlar ile yakın temasta çalışan kişiler, özellikle korumasız bir şekilde temasta bulunanlar, eğer hayvan insana bulaşabilen bir virüs taşıyorsa enfeksiyon kapma riski altındadır. SIV, insandan insana bulaşabilecek şekilde yapısını değiştirebilmektedir. 2009 yılındaki domuz gribi vakalarının bu tip bir virüs tarafından oluştuğu belirtilmektedir

Samsun İl Sağlık Müdürü Mustafa Kasapoğlu, genel olarak gribin kişiden kişiye bulaşmasında tokalaşma ve kucaklaşmanın önemli rol oynadığına işaret ederek, domuz gribine karşı kişisel önlem olarak Japonlarda olduğu gibi tokalaşma ve kucaklaşma yapılmamasını önerdi.

Kasapoğlu, domuz gribinin, mevsimsel gribe göre “öldürme oranının” düşük olmasına rağmen çok yüksek hızla yayıldığını, bu açıdan risk oluşturduğunu ifade etti.

Gribin bir üst solunum yolu enfeksiyonu olduğunu, hapşırma ve aksırma ile etrafa yayılan damlacıklarla bulaştığını anlatan Kasapoğlu, kişilerin tokalaşma, öpüşme, kucaklaşma ile bu hastalığı birbirlerine bulaştırdıklarını belirtti.

Gripte kişisel tedbirlerin çok önemli olduğunun altını çizen Kasapoğlu, “Kişiler el hijyenine çok önem vermeli, çok sık tekrarlamalı. Ellerimizi özellikle sıvı sabunla yıkamalıyız. Hapşırıkta, aksırıkta tek kullanımlık mendiller kullanmalıyız ya da ağzımızı kolumuzla kapatmalıyız. Kişisel eşyalarımızı; havlu, çatal, tabak, çarşaf gibi, başkaları ile paylaşmamalıyız” dedi.

Kasapoğlu, “Japonlarda özellikle selamlama dediğimiz seremonide kesinlikle tokalaşma ve kucaklaşma yok. Tokalaşma ve öpüşme gripte bulaşıcılığın hızlı seyretmesine yol açan iki hareket. Biz mevsimsel gribin ve domuz gribinin de artabileceğini ya da ülkemizde olabileceğini düşünürsek bu iki hareketi, tokalaşma ve kucaklaşmayı bugünlerde yapmasak daha iyi olur diyebilirim” diye konuştu.

Nezle ve grip birbirinden ayrılmalı

Domuz gribi olduğu kaygısıyla, basit soğuk algınlığı olan hastaların bile polikliniklere akın edip etmeyeceği olasılığını da değerlendiren Kasapoğlu, bununla ilgili Samsun’da gerekli tedbirleri aldıklarını söyledi.

Olası bir salgına karşı hazırlıklarının ve planlarının tamam olduğunu belirten Kasapoğlu, polikliniklerde gereksiz yığılmaları önlemek için vatandaşlara “nezle ile gribin” ayrımını anlatacaklarını vurguladı.

Grip ve nezlenin birbirine karıştırılmaması gerektiğini, nezlenin hafif semptomlarla atlatılabilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu olduğunu ifade eden Kasapoğlu, “Gripte kişiler özellikle 1-7 gün arasında semptom vermektedir. Biz Sağlık İl Müdürlüğü olarak kamuoyuna özellikle griple nezleyi anlatmak istiyoruz. Çünkü bugün grip ve nezle birbirinden çok farklı iki rahatsızlık. İkisi de üst solunum yolu enfeksiyonu. Gripte kişilerde iş gücü kaybı gerçekleşir ve kişiler özellikle ateş ve kas, eklem ağrısından şikayet ederler. Nezle hafif semptomlarla seyreder ve nezleli insanlar işlerine de devam ederler” dedi.

Kasapoğlu, grip tedavisinin mevsimsel gripte ve domuz gribinde antiviral ilaçlarla yapıldığını belirterek, mevsimsel grip için bugünlerde grip aşısı yapılmasını önerdi

Sonraki yazılar »


Kapat !